21. Sayfa
sonra susmak, susmak, hep susmak.
Gönderen Mert... zaman: 15:29 | 0 yorum
Gönderen Mert... zaman: 10:10 | 1 yorum
Gönderen Mert... zaman: 13:58 | 0 yorum

Ne doğalgaz zammı, ne "Amerika çökecek, 2010'da Üçüncü Dünya Savaşı çıkacak!" diye tee yıllar öncesinden kehanette bulunmuş, fena tırstıran kahin teyze, ne de aynı güne sıkıştırılmış bir midterm ve bir sunum... Hiçbirinin zerre kadar önemi yok şu anda.
Kadıköy, Mabed ve Ben..
Mutluyum.
maç sonu oturdum düşündüm. geçmiş 6.11.2002'den beri stadda izlediğim bütün derbileri düşündüm. duygulandım. hatıralar sardı 4-1 yanımı.
Gönderen Mert... zaman: 17:55 | 0 yorum
Gönderen Mert... zaman: 00:46 | 0 yorum
Gönderen Mert... zaman: 16:38 | 1 yorum
Sabah uyandım. Kahvaltımı ederken haberturk.com ve ensonhaber.com gibi sitelerden günün ilk haberlerini okuyordum ki gözüme "Camide ATATÜRK provokasyonu" başlıklı haber çarptı. Çayımı yudumlarken, camide 29 Ekim nedeniyle okunan hutbede Atatürk ve Şehitlerimize dualarını gönderen bir imam ve ona "Allah düşmanlarının adını, Allah'ın evinde anma!" şeklinde çıkışan bir adamı okudum. Sayfayı aşşağı çekmeden önce, halkın bu başkaldırı ile galeyana gelip imama tepki verdiğini düşündüm ve üzüldüm. Fakat sayfanın aşşağısında, camideki halkın tam tersine şekilde davranıp bu çıkışı yapan insanı linç etmeye giriştiklerini, adamın da bundan şans eseri oradan geçen polisler tarafından kurtarıldığını gördüm. Bu çok normal tepki bile, o kadar hoşuma gitti, o kadar memnun etti ki beni... İnsanların verdiği bu tepkiye "çok normal, olması gereken de bu zaten" diye bakmak yerine bundan mutluluk duymak, içinde bulunduğumuz durumdan ve gittiğimiz yönden ne kadar memnunsuz olduğumu göstermeye yeter diye düşünüyorum. Sivas'ta Madımak Oteli'nin tekbirler eşliğinde yakıldığını gördüğüm zaman koltukta oturan annemin arkasına saklandığımı hatırlıyorum. Korkutucuydu gerçekten. Fakat böyle bilinçli insanların hala var olduğunu görmek çok güzel.
Şimdi farkettim de, her ne olursa olsun bir insanın linç edilmesinden memnuniyet duymak da çok sağlıklı bir aklın ürünü olmasa gerek.
Ülkece rehabilitasyon'a gitsek aslında, kafa izni alsak.. ne güzel olur.
Bu sağlıksız düşünce modeline örnek bir ikilemi de eve dönüş yolunda yaşadım. Amcamın doğum günüydü ve ona telefon açmak için, 100'lük telefon kartımla meydandaki bir kulübeye girdim. Telefonun içinde bitmiş ve bittiği için makinanın içerisinde bırakılmış bir kart gördüm. Çıkarma k için elimi attım, ardından duraksadım. "Ya acaba bu bir bomba olabilir mi? Ya bu bir tuzaksa? Ya ben bu kartı çektiğim anda bu telefon havaya uçarsa?" gibi "über" paranoyak bir düşünce ile dolup taştım. O klübeden çıkıp bir yandakine gittim ve amcamla oradan görüştüm.
Korku toplumunun esiri olmuş bir birey olup çıktım gerçekten. Çok korkutucu.
Gönderen Mert... zaman: 23:14 | 2 yorum
Copyright 2008 | Distributed by Blogging4