Geçen günlerde, son finalimden alnımın akıyla çıktıktan sonra eve dönüş yolunda, minibüs sırasında olay çıkartan, fazlasıyla gergin bir yaşlı amcadan bahsetmeyi ve nasıl da tüm kent olarak Xanax a muhtaç olduğumdan bahsetmeyi düşünmüştüm aslında..
Bütün ömrüm, sınavlara son günün son akşamında çalışmakla geçti.. Gerçekten, her sınava böyle çalıştım neredeyse.. Hatta lisede durumum çok daha vahimdi.. Eğerki sınav 3. saat e konulmuşsa akşam çalışmaya bile gerek duymazdım, çünkü sınavdan önce tam 15 dakikalık bir tenefüs vardı. Dile kolay! Tamı tamına 15 dakika!! Gerçi o son tenefüs etraftaki panik çığlıkları nedeniyle çok verimli geçemedi.. Biri gelir "oğlum hocayla konustum ben su su çıkıyomuş bundan sormamış!" falan bir bomba atardı ortaya sonra oratlık pazar yerine dönerdi..
Utanmasam ÖSS'den önceki son akşam "Eh bi deneme çözeyim de işte yarına hazır olayım" diyecektim.. Bu rahatlık bana neler kazandırdı? Çok panik yapan bir insan olmadım hiç bir zaman.. "Hallederiz!" ekolünden yetişen bir birey oldum :p
Misal şu an akşam 15,30'da finali olan bir dersime çalışıyorum.. Dün akşam ne mi yaptım? Tabiki bilgisayar başında muhabbet ve cogunlukla World of Warcraft.. E canım onlarda akşam saatine koymasalarmış bu sınavı.. Bilmiyorlar sanki bu huyumu :p
Bir de diyetisyene gitmeye karar verdim Amcamla beraber. Sonuçları nasıl olacak bakalım göreceğiz. Ama bende bu mantık devam ederse bütün hafta yemek yerim, doktor randevusundan bir gün önce yemeyi bırakırım. Sonuçları buradan kendi kendime yazacağım.
Zira burası benim, yeni aldığım kullanmaya kıyamadığım, "olm bi sayfa versene lan" diyenlere pis pis bakmamı sağlayan defterim..
İyi hatırladım, yarından tezi yok bir iki ataç alayım..
En olmadı kırmızıyla çizeyim kenarını..
Çok hevesli bir şekilde bir "blogger" olma serüveni yaşamıştım.. Ama daha sonra ne olduysa, o hevesim kırıldı, "kim okuyor ki buraları ya!" tarzında bir isyan ile birlikte yazmaz oldum.. Kime küstüysem sanki..
Daha sonra, oturup düşünmeye başladım, bilgisayar başında geçirdiğim dakikaları saatleri düşündüm,
daha sonra Sait Faik Abasıyanık'ın sözleri geldi aklıma:
Söz vermiştim kendi kendime; yazı bile yazmıyacaktım. yazı yazmak da bir hirstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekliyecektim. hirs , hiddet neme gerekti? yapamadım. koştum, tütüncüye, kalem kağıt aldım. oturdum. adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak icin cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. kalemi yonttum. yonttuktan sonra tuttum öptüm. yazmasam deli olacaktım.
sonra da, okuyan var mı yok mu hiç umursamadan kendime yeni bir sayfa açmaya karar verdim..
beyaz olanından..
:)
